Fotoğrafa bakmadan önce yazıya bakarım. Yüz değişir, ışık değişir, filtre değişir. Cümle daha az yalan söyler. Kısa yazıyorsa bakıyorum. Uzun yazıyorsa da bakıyorum. Bakmadığım tek şey, kopyala yapıştır övgü. Onu görünce telefonu ters çeviriyorum.
Ankara Escort Partnerimi Mesajından Tanırım diye arayıp geldiyseniz karşınızda ezber bir tanıtım yok. Benim eleğim yazışma. Yazışma tutmazsa kapı açılmıyor. Tutarsa da hemen ısınmıyorum. Isınmak ayrı iş. Önce aynı dili konuşup konuşmadığımıza bakıyorum.
Bu gece televizyonu kıstım. Dizinin sesi karışmasın diye. Ekranda bir satır duruyor. “Uygun musun?” Uygun olmak ne demek? Saat mi, yer mi, üslup mu? Üçünü birden sormayan adam, sonra üçünü birden sıkıştırıyor. Sıkışınca ben kısalıyorum. Kısa cevap, ilgisizlik değil. Netlik.
Masada soğumuş pirinç var. Kaşığı kenara koydum. Telefonu yüzüstü çevirdim, yine açtım. Bu gidip gelme utanç değil. Elek. Elekten geçmeyen satırı evime sokmam. Geçen satırı da hemen kutlamam. Kutlamak çocuk işi. Ben oturup bir daha okurum. İkinci okuyuşta şişkin duran cümle belli oluyor. Şişkin cümle, kapıda da şişiyor.
İlk mesajda ne arıyorum
İlk mesajın işi tanışmak değil. Aynı kapıyı konuşup konuşmadığımızı görmek. “Bu akşam on gibi bakabilirim, Çukurambar tarafındayım” yeter. Üstüne hayat hikâyesi ekleme. Ekleyince roman gibi duruyor. Romanı sonra okuruz. Önce kesişen bir saat lazım.
Soru yağmuru da sevmiyorum. Yaş, boy, kilo, ev mi otel mi, ne kadar kalırız, ne yaparız… Hepsini ilk anda soran, sohbet etmiyor. Liste çıkarıyor. Listeye yazılmam. Sırayla konuşuruz. Sıra bozulursa ben de bozulurum.
Küçümseyen şaka daha kötü. “Sen de mi aynı cümleleri yazıyorsun” diye başlayanlar oluyor. Başlamasın. Aynı cümleyi yazan ben değilim. Okuyan da sen değilsen zaten yollarımız kesişmez.
Kötü duran satırlar
“Fiyat nedir hemen söyle” diye başlayanı geçiyorum. Hemen, benim sevmediğim kelime. Söylemek ayrı, bağırmak ayrı. Bağıran yazı, kapıda da bağırır. Evimde bağıran ses istemiyorum. Komşu duymasın diye değil. Ben duymayayım diye.
“Resimdeki gibi misin” de yorar. Resim bir an. Ben bir geceyim. An ile gece aynı şey değil. Aynı olsun diye zorlarsan ikimiz de kaybederiz. Ben resmin kopyası değilim. Resim, kapıya kadar bir iz. Kapıdan sonra konuşma durur, ten durur, tempo durur.
Gece yarısı “uyudun mu” diye gelenler var. Uyuduysam cevap yok. Uyumadıysam da bu cümle bir şey üretmiyor. Üretmeyen cümleye cevap yazmak zorunda değilim. Yazmazsam küsmeyin. Küsmek, yetişkin işi değil.
İyi duran satırlar
Hoşuma giden mesajlar sade. “Selam. Perşembe yirmi bir gibi bakabiliyorum. Yer konusunda esnek değilim, otel daha rahat.” Bu adam ne istediğini biliyor. Bilenle konuşmak kolay. Bilmeyenle konuşmak, onu eğitmek gibi duruyor. Eğitmek benim işim değil.
Bir de susmasını bilen var. Her boşluğu doldurmuyor. Soru sordu, cevabı bekliyor. Cevabı beklemek saygı. Saygı durursa ben de açılıyorum. Açılmak, her şeyi anlatmak değil. Biraz daha doğru konuşmak.
Ankara Escort diye bakıp gelenlerin bir kısmı vitrin dili bekliyor. Vitrin listede kayıyor. Şehrin çerçevesi Ankara notunda. Benim çerçeve mesaj. Mesaj düzgünse gerisi konuşulur. Değilse burada kalırız.
Partner tanımım yazıda belli olur
Partner derken prens beklemiyorum. Ayakkabısını çıkaran, telefonunu masaya kapatan, “ne içersin” diye soran biri yeter. Yazıda bunu tahmin edebiliyorum. “İstediğin gibi olur” yazan tahmin ettirmiyor. İstediğim gibi olması, onun fikri yok demek. Fikri olmayanla gece savrulur.
Fikri olan adam bazen sert duruyor. Sertlik ayrı, netlik ayrı. Net olan “bu saat bana uymaz” der. Sert olan “sen ayarla” der. Ayarlamak tek kişiye kalınca iş bozulur. Bozulan işi gülerek toparlamam. Toparlamak yorucu.
Yaş, meslek, araba bunları sormuyorum ilk anda. Sormadığım için yok sanılmasın. Sonra konuşulur. Önce üslup. Üslup tutmazsa meslek de tutmaz. Tutan üslup, meslekten daha çok işime yarıyor.
Sesle devam ediyorsak
Yazışma oturursa ses isterim. Seste telaş, kıkırdama, kalabalık arka plan… Bunlar evde de duruyor. Kalabalık yerden arayan, gizliliği ciddiye almıyor. Ciddiye almayanla devam etmem. Sessiz bir oda, kapalı bir kapı, kısa bir konuşma yeter.
Seste yalan da belli oluyor. “Beş dakikaya oradayım” deyip yirmi dakika sonra hâlâ evinde olanı tanırım. Tanıyınca da ikinci şans vermem. Vermemek kin değil. Tempo korumak. Tempo bozulunca tenim bozuluyor. Bozuk tenle kapı açmam.
Bir de arka planda başka kadın sesi olanlar var. Annem, kardeşim, arkadaşım diye geçiştiriyor. Geçiştirme yetmez. Kalabalık yerden özel konuşulmaz. Özel konuşulmuyorsa özel gece de kurulmaz. Bunu anlamayanla üçüncü mesaja geçmem. Geçmek, sonra pişmanlık üretiyor. Pişmanlık, pirinci daha da soğutuyor.
Bazen ses güzel, yazı kötü. Bazen tersi. İkisi birden tutunca ilerlerim. Biri aksayınca dururum. Durmak, kapıyı çarpmak değil. Devam etmemek.
Kapanış kısa olsun
Bu yazıyı uzatıp vaat yığmayacağım. Partnerimi mesajından tanırım demem, süs değil. Eleğim o. Elekten geçmeyenle çay içmem, kapı açmam, geceyi paylaşmam. Geçenle de hemen yakın olmam. Yakınlık sonra gelir. Önce doğru satır.
Doğru satırın tarifi yok. Ama yanlış satırın tarifi var. Acele, alay, pazarlık, sorgu. Dördü duruyorsa yazma. Durmuyorsa bir cümle yeter. Cümle durursa ben de dururum. Durduğum yerde konuşuruz. Konuşmazsak da kimseye borçlu değiliz.




Yorumlar
Henüz yorum yok.