Saçım ıslak, havlu başımda, çayın üstünde ince bir film var. Telefona bakıyorum diye soğudu. Acelem yok. Sadece kapıyı yanlış adama açmamak için bakıyorum. Yanlış mesaj gelince ocağı kapatıp yatağa giderim. Doğru mesaj gelirse havluyu çıkarırım, çayı yenilerim.
Beni Ankara Escort diye arayıp bulanlar bazen parlak bir sahne bekliyor. Benim sahnem mutfak. Tezgahın kenarında duran limon, lavabonun içindeki tek bardak, pencereden görünen apartman ışığı. Bunlar duruyor. Üzerine hikaye yığmam.
İsmimi burada uzatmayacağım. Yüzümü de katalog gibi dizmem. Gelirsen görürsün. Gelmeden önce de bu yazıyı okursun. Okumadan gelen adam kapıda bozuluyor. Bozulan adamla geceyi düzeltmeye çalışmam.
Çay soğuyunca kapıyı açmam
Çayın soğuması bir işaret. Telefon susmuş, cümle yarım kalmış, “birazdan yazarım” demiş. Birazdan çoğu zaman gelmiyor. Gelince de başka bir dil çıkıyor. Ben o arada saçımı kuruturum. Kapı zili çalınca da bakmam. Çalmadıysa zaten mesele yok.
Bazı erkekler bekletildiğini sanıyor. Bekletmiyorum. Karar veriyorum. Karar verirken çay içerim. Çay bitmeden karar vermezsem o geceyi boş bırakırım. Boş gece, yanlış geceden iyidir. Bunu öğrenmek uzun sürdü. Öğrendikten sonra da geri dönmedim.
Komşunun televizyonu bazen duyuluyor. Asansör inince kapı sesi geliyor. Ben o sesleri ayırt ederim. Zili çalanı da, merdivende telefonla konuşanı da. Merdivende “geldik bebeğim” diye konuşan adamı içeri almam. Daha kapı açılmadan mahalleye yayın yapıyor.
Kettle tıkırdıyor, sonra susuyor. O susuşta ev bir saniye boşalıyor. Boşalan evde ben daha net düşünüyorum. Düşünürken de pencereden Tunalı tarafına bakıyorum. Rüzgâr varsa saçım geç kuruyor. Geç kuruyan saçla kapı açmam. Açarsam üşürüm. Üşüyünce de gülüşüm tutulur. Tutulan gülüşle kimseyi karşılamak istemem.
İlk satırda araba fotoğrafı istemem
İlk mesajda araba, saat, otel lobisi fotoğrafı geliyorsa kapatıyorum. Bunlar kim olduğunu söylemiyor. Sadece ne göstermek istediğini söylüyor. Ben gösteri izlemem. “Bu akşam on bir gibi Çankaya tarafındayım, park yeri var mı?” yazan adam daha çok işime geliyor. Park yeri sorusu, aklının evde olduğunu gösterir.
Uzun övgü de aynı kapı. “Harikasın, efsanesin, resimdeki gibi misin” zinciri semt üretmez, saat üretmez. Üretmediği şeyi de ben tamamlamam. Kısa yaz. Nereden bakıyorsun, ne zaman bakabiliyorsun, ne istediğini bir cümlede söyle. Ben de bir cümlede dönerim.
Emoji yağmuru da yorar. Gülme krizi gibi duran o dizi, ciddiyet kaçırıyor. Ciddiyet derken resmiyet demiyorum. Düz konuşalım yeter. “Selam tatlım nasılsın” ile başlayanlar genelde üç mesaj sonra fiyat kırmaya geçiyor. Kırmıyorum. Konuşmayı da orada bırakıyorum.
Ankara Escort diye gelen ne bekliyor
Ankara Escort yazıp gelince bazıları hazır bir rol bekliyor. Rolüm yok. Islak saç, soğuk çay, mutfak ışığı var. Konuşurken de aynı. Sesim yüksek değil. Şaka yaparım ama alay etmem. Alay edenle ısınmam. Isınmadan da kimseyi içeri almam.
Partner tanımımı süslemiyorum. Acele etmeyen, parkı düşünen, merdivende bağırıp çağırmayan, yazışmayı başkasına göstermeyen biri. Yaşına takılmıyorum. Takıldığım şey tempo. Tempo tutmazsa tenim tutulur. Tutulan tenle kimseyi karşılamam.
Kartların kaydığı yer vitrinde. İlçenin genel notu da Ankara yazısında. Ben oradaki dilin kopyası değilim. Orayı okuyan biri çerçeveyi alır. Beni okuyan, mutfaktaki kadını alır.
Partnerimi böyle seçerim
Seçmek büyük kelime gibi duruyor. Aslında elemek. Elemek daha dürüst. İlk eleme mesajda. İkinci eleme seste. Seste telaş varsa kapı açılmıyor. Telaşlı adam evde de telaşlı oluyor. Telaş, çayımı daha da soğutuyor.
Hoşuma giden şeyler küçük. Ayakkabısını kapıda çıkarması. Telefona bakmadan oturması. “Ne içersin?” diye sorması, sonra da benim içtiğimi içmeye çalışmaması. Kendi çayını isterse ister. İstemezse su koyarım. Basit.
Hoşuma gitmeyen şeyler de küçük. Kapıyı omuzla açmak. İlk beş dakikada yatağı işaret etmek. “Ne kadar kalacağız” diye bakmak. Kalacağın süreyi baştan konuşuruz. Konuşulmamış süre, sonra pazarlık gibi durur. Pazarlık, mutfağıma yakışmıyor.
Bazen biri çok kibar duruyor yazıda, kapıda başka biri oluyor. O zaman çayı masaya koyup cümleyi bitiririm. Bitirmek kaba değil. Yanlış geceyi uzatmak kaba.
Saat konusunda yalan söylemeyin
“Yoldayım” deyip kırk dakika sonra hâlâ evinde olanı tanırım. Konum atmadan yoldayım diyen de. Ben de yalan söylemem. Evdeysem evdeyim. Hazır değilsem hazır değilim. Hazır değilken zili çaldırma. Çaldırırsan açmam. Açmazsam da kusura bakma, çayım soğuduysa ben de soğurum.
Yer konusunda da yuvarlak konuşmayın. “Yakınım” yetmez. Yakın neresi? Tunalı mı, Aşağı Ayrancı mı, yoksa Söğütözü çıkışı mı? Ankara’da yakın kelimesi herkese ayrı dakika. Ben dakikayı bilmek isterim. Bilmezsem beklerken sinirlenirim. Sinirlenince gülüşüm kısılır. Kısık gülüşle kimseyi karşılamak istemem.
Yola çıkmadan önce cümleyi bitirelim. Saat, semt, üslup. Üçü durursa çayı tazeleyip kapıyı açarım. Biri eksikse mutfakta kalırım. Mutfakta kalmak yalnızlık değil. Kendimi korumak.
Burada bırakıyorum
Uzun kapanış yazmam. Çayın dibi göründü. Havluyu çıkardım. Saçım nemli duruyor, idare eder. Bu yazıyı okuyan biri, beni parıltılı bir sahneden değil mutfaktan tanır. Uyuyorsa yaz. Uymuyorsa zorlama. Zorlanan gece, soğuk çay gibi kalır. İçilmez.
Beni tanımak isteyen zaten buradan bir fikir almıştır. Kalanı mesajda. Mesajda da roman gerekmez. Düz, kısa, doğru yeter. Doğru duran şey geceyi taşır. Süslenen şey geceyi yorar. Yorulmak istemiyorum. Sen de yorulma.




Yorumlar
Henüz yorum yok.